Ebu Eyyûb el-Ensarî (Eyüp Sultan) ve Türbesi

Türbe, Eyüp semtinde, Eyüp Sultan Camii avlusu, 47. ada, 13. parselde yer almaktadır.

Eyyûb Sultan (R.A.)’nın, asıl adı Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensarî’dir. Medine’nin yerlilerine ensâr denilmesi nedeniyle “Ensarî” adını almıştır. Sahabe-i Kirâm’dan büyük bir zattır. Hazrec kabilesinin Neccâroğulları kolundandır. Hz. Peygamber Efendimize (S.A.V.), dedesi Abdülmuttalib Efendi’nin annesi tarafından akrabadır. Hicret’ten iki sene kadar evvel hanımı Ümmü Eyyûb ile birlikte müslüman oldu ve Ensardan İslâmiyet’i ilk kabul edenler arasında yer aldı. İkinci Akabe Biatı’nda bulundu (622). Hz. Peygamber Efendimiz ile (S.A.V.) birlikte bütün savaşlara katıldı. Kendisi Hicret’ten sonra Hz. Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) evinde yedi ay misafir ettiği için “Mihmandâr-ı Nebî” ünvanıyla da anılır. Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evini karargâh edinen Hz. Peygamber (S.A.V.) ilk İslâm Devleti’ni burada kurdu. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (S.A.V.) yanından hiç ayrılmaz, O’nun muhafizlığını yapardı. Bu sayede “Alemdâr-ı Resûl” payesini kazanmıştır. Mutlaka her müslümanın Allah (C.C.) yolunda cihad etmesi gerektiğini işaret ederek “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” (el-Bakara, 2/195) ayetini doğru anlayarak buradaki tehlikenin cihad etmek değil müslümanların sadece kendi dünyalıkları ile meşgul olması olarak açıklardı. Cihad şuuruyla dopdolu bu kıymetli sahabe, İslâm Ordusu’yla birlikte, doksan küsur yaşındaki hasta bedenine aldırmadan, binlerce kilometre zorlu yolculuktan sonra İstanbul surlarının dibine kadar gelerek İslâmiyet’i yaymak için savaşmıştır. 669 senesinde vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine, yaşlı bedeni genç ve yüksek mâneviyatıyla birlikte sanki o kutlu komutanı (Fatih Sultan Mehmed Han) beklercesine surlara yakın bir yere defnedilmiştir. Ebû Eyyûb el-Ensârî haksızlıklara tahammül edemez, doğru bildiğini söylemekten çekinmezdi. Hz. Peygamber’in yanından hiç ayrılmadığı halde son derece titiz olması ve ömrünün cihad meydanlarında geçmesinden dolayı ancak yüzelli hadis rivayet etmiştir.

Eyüp Sultan Türbesi

Eyyûb Sultan’ın (R.A.) kerametlerinden biri şöyledir;
Eyyûb Sultan (R.A.) bir gün Kâbe-i Şerîfi tavâf ederken, bir delikanlının;
<<Yâ Rabbi! Bu Beyt-i Şerîf ve İhlâs Sûresi hürmetine bana dörtbin dirhem ver>> deyip tavâf yaptığını görür. Hz. Eyyüb:
<<Delikanlı, öyle deme, dörtbin dirhem ne ki, Beyt’i ve İhlâs Sûresi’ni şefaat vasıtası yapıyorsun?>> diye uyarır.
Delikanlı dinlemez, isteğini tekrarlar. O da yine uyarır. Hadise birkaç kere tekrarlanınca, delikanlı:
<<Buyur, şöyle kenara gel de durumumu sana arz edeyim>> der.
Hz. Ebû Eyyûb da, gencin yanına varır. Genç:
<> der.
Ebû Eyyûb (R.A.):
<<İsteğin bu mu?>>
<>
<<Gel, ben sana vereyim>>
Eve varırılar. Ebû Eyyûb’ün bir bağı varmış, onu satar, delikanlıya dörtbin dirhem vererek muradına erdirir.
Sonra, Ebû Eyyûb (R.A.) bir yere çekilip uyur. Uyandığında, başı ucunda dört kese bulur, her kesede binlerce altın vardır ve ağızları mühürlüdür. Mühürlerin üzerinde:

<<Ebû Eyyûb! Sen. Benim dostuma alâka gösterdin. Ben de, sana ikrâm ediyorum>> diye yazıldığını görür.

1453 senesinde Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u feth etmesinden sonra, Akşemseddin Hazretleri’ne (Vef:1459), Eyyûb Sultan Hazretleri’nin kabrini bulmasını istemiştir. Akşemseddin Hazretleri de keşf ve kerametiyle, gece bir ışık topunun indiği alanı, kabrin yeri olarak göstermiştir. Gösterilen yer kazılmış ve “Ebû Eyyûb’un kabri burası” yazan mezartaşı bulunmuştur. 1458 yılında, kabrinin üzerine bir türbe inşâ edilmiştir. Cami ile türbe arasında kalan iç avludaki tarihi çınar ağacını Fatih Sultan Mehmed Han, Eyyûb Sultan’ın cenazesinin gasl edildiği yerin üzerine kendi eliyle dikmiştir. Eyyûb Camii ise daha sonra (1459) inşâ edilmiştir.

Manevî değeri yüksek olan bu yer bütün insanların ilgi odağı olmuştur. Özellikle Osmanlı Padişahları tahta ilk çıktıklarında bu türbenin içinde kılıç kuşanarak vazifelerine başlarlardı. Burada yapılan duaların çevrilmediğine inanan insanlar burasını sıkça ziyaret ederek manevî hazza ulaşmaya çalışmaktadırlar. Pek çok müslüman öldükten sonra da buraya gömülmek ve buraya inen nurdan faydalanmak arzusundadır.

Türbe, Sultan I. Ahmed devrinde, Sultan III. Selim devrinde 1798 yılında ve Sultan II. Mahmud döneminde 1819 senesinde onarım görmüştür. Lale Devri’nde de esaslı bir onarımdan geçirilmiş ve günümüzdeki halini almıştır.

Türbe, sekizgen planlı, kubbeli bir yapıdır. Kesme küfeki taşından inşâ edilmiştir. Kubbe sagır ve kasnaksızdır. Üst duvarlar ve kubbe Geç devirde, Sultan III. Selim devrindeki onarımda yapılmıştır. Türbeye Hacet penceresi yanından girilir ve sol taraftan çıkılır. Giriş kapısında, Sultan III. Ahmed devrinde konulmuş, mermer bir kitabe vardır. Asıl türbe kısmı, Sultan I. Ahmed’in inşâ ettirdiği ziyaret bölümünün içinde yer alır. (Sultan I. Ahmed, ziyaret bölümünün yanına, bir sebil yaptırmıştır. Daha sonra bu sebile Darüssaade Ağası Mustafa Ağa gömülmüştür.) Türbenin her cephesinde altlı-üstlü birer pencere vardır. Türbe süsleme bakımından zengindir. İçi ve dışı 16-17. yy.’ın en güzel çinilerinden oluşmuş panolarla süslenmiştir. Türbenin ziyaret salonunda Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) ayak izinin bulunduğu pano yer almaktadır. Bu panoyu Sultan III. Osman hediye etmiştir. Eyyûb Sultan Hazretleri’nin yattığı kısmın duvarları, çinilerle kaplıdır. Bir ayet kuşağı türbeyi dolanır. Sandukayı çeviren gümüş şebekenin uzun kenarında, ortada yer alan parçada, iç içe iki yuvarlak madalyon, Sülüs hatlı “Besmele” ve “Fatiha Sûresi” yazılıdır. Sandukanın ayakucu tarafında bir kuyu yer almaktadır. Bu kuyuya “Kısmet Kuyusu” denilmektedir. Sandukanın üstünde Sülüs hat ile yazılıp, simle işlenmiş puşîde yer alır. Puşîdenin üstündeki yazıların büyük kısmı devrin ünlü hattatı Mustafa Râkım Efendi’ye, bir kısmı da Sultan II. Mahmud’a aittir.

Türbeki gümüş şebeke Sultan III. Selim’in hediyesidir. Dua edilen salonda yer alan ve Kutsal Emanetler’den olan Hz. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) ayak izini Sultan III. Osman koydurmuştur. Hacet penceresi ve sebil kısım Sultan I. Ahmed’in hediyesidir. Sedef parmaklığı Sultan I.Abdülhamid bizzat kendi boş vakitlerinde imal edip türbeye hediye etmiştir. Sandukanın üzerindeki puşide Sultan II. Mahmud’un hediyesidir. Ayrıca türbeye pekçok tanınmış kişi çok kıymetli eserler hediye etmiştir. Bu eserlerin bir kısmı Topkapı Sarayı ve Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir.

Türbede, Eyyûb Sultan Hazretleri tek başına yatmaktadır.

Ayrıca, cami iç avlusundan, dua salonuna girerken hemen sağda Nişancı Ahmed Paşa’nın mezarı bulunur. Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan II. Bayezid Velî devrinde Baş Deftardarlık ve Lalalık görevi yapmıştır. 1500 yılında vefat etmiştir.

Türbe ziyarete açıktır. Bugün bakımlı ve iyi durumda olup, sadece çini onarımı gerekmektedir. İstanbul’un en fazla ziyaret edilen türbesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir